|
Bütün bu
tariflerden anladığımız hususları şu üç
kısma irca’ edebiliriz:
a.
Kavlî Sünnet

Sünnet, Allah
Resûlü’nün (s.a.s) mübarek sözleridir;
yani sünnetin bir bölümünü O’nun nurlu
sözleri teşkil eder ki, bunlar,
Kur’ân’da yer almayan, fakat bütün
fukahâca fıkıh kitablarına alınıp, pek
çok hükme esas kabul edilen O’na ait
nurefşan beyanlardır ki, misal olarak
şunları zikredebiliriz:
a.
Efendimiz (s.a.s): لا وصية لوارث “Varise
vasiyet yoktur”[1] buyururlar. Yani,
miras bırakan kimse, kendisine vâris
olacak biri için mirasından vasiyette
bulunamaz; şu vakfa veya bu hayır
müessesesine vasiyette bulunabilir ama
ayrıca kendi mirasçısına mirasından
vasiyette bulunup da, “mirasımın şu
kadarı ona verilsin” diyemez.
b.
Yine, usûl-i fıkıhta, fıkhın prensipleri
arasında yer alan bir başka mübarek
sözlerinde Efendimiz (s.a.s):
لا ضَرر ولا ضِرار
“Zarar verme ve zarara zararla mukabele
etme yoktur”[2] buyurmuşlardır. Yani,
kimseye zarar verilemeyeceği gibi,
birine zarar veren kişiye de zararla
mukabele edilemez.
c.
Allah Resûlü’nün bir diğer mübarek
sözlerinde ise şöyle buyurulmaktadır:
فيما سقت السماء
والعيون العُشر، وما سقي بالنضح نصف
العُشر “Yağmurların ve
akarsuların suladığı arazide öşür (onda
bir), hayvanlar ile sulanan arazide
öşrün yarısı (yirmide bir) zekât
vardır.”[3]
d. “Deniz
suyuyla abdest alabilir miyim?” diye
soran bir sahâbisine Allah Resûlü, dünya
kadar fetvalara esas teşkîl edecek şu
mübarek sözüyle karşılık verir:
هو الطَّهور ماؤه
الحِلُّ ميتته “Onun suyu temiz,
ölüsü de helâldir.”[4]
b.
Fiilî Sünnet
Resûl-ü Ekrem
(s.a.s)’in davranışları ve
hareketleriyle ortaya koyduğu sünnetdir
ki, Kur’ân’da sarihen zikredilmemiştir.
Mesela; Kur’an-ı Kerim’de namaz
emredilmiş olduğu ve bazı yerlerinde
“rükû edin, secde edin” gibi emirler
bulunduğu; hattâ umumi bazı vakitler
zikredildiği halde, kesin olarak hangi
vakitlerde ve kaç defa namaz
kılınacağı.. namazın nasıl eda
edileceği.. onun farzları, vacibleri..
ve nelerin namazı bozduğu
açıklanmamıştır. Bütün bu hususlarda,
sünneti nazara veren Efendimiz (s.a.s):
صلوا كما رأيتموني أصلي “Beni, nasıl
namaz kılıyor görüyorsanız, siz de öyle
kılın”[5] buyurarak, sünnetin husûsî
teşrî’ine işaret etmişlerdir. Yine,
menâsik-i hacc mevzuundaki; pek çok
âlimler bile bu hususda yanılırlar. Ve
yanılmışlardır da. Hattâ, hac menasikine
dair risaleler yazan âlimler dahi onu
delilsiz, rehbersiz yerine
getirememişlerdir. Hatta Hz. İmamu’l-Hümam’ın
bile bu hususla alâkalı bir menkîbesini
naklederler.. İşte, oldukça karışık
haccın menâsiki de, tıpkı namaz gibi,
yine Efendimiz’in uygulamalarıyla
belirlenmiştir.
c.
Takrirî Sünnet
Resûlullah
(s.a.s), ashâbında gördüğü bazı hoşuna
gitmeyen davranışları usûlünce tenkid
buyururlardı. Meselâ minbere çıkar ve
isim tasrih etmeden, perdeyi yırtmadan:
“Cemaate ne oluyor ki, falan şöyle
yapıyor?!”[6] diye ikaz ve tembihde
bulunurlardı. Şahsına karşı yapılan kötü
muamelelerde son derece müsamahakâr
olmasına rağmen, hakkın çiğnendiği
yerde: -Âişe Validemiz’in
ifadeleriyle-“Kükremiş arslan gibi,
ihkak-ı hak edinceye kadar kendisini
durdurmak mümkün olmazdı.”[7] Bu arada,
Efendimiz (s.a.s), bazen de gördüğü
davranışları menetmez ve sükûtuyla
onları tasvip buyururlardı ki, bu da
sünnetin takrirî kısmını teşkil
etmektedir.
a.
Meselâ; bir defasında iki sahâbi sahrada
su bulamadılar ve teyemmümle namaz
kıldılar. Bunlardan biri, daha sonra
aynı namaz vakti içinde su buldu ve
abdest alıp, yeniden namaz kıldı..
diğeri namazını iade etmedi. Sonra ikisi
de gelip, durumu Resûlullah (s.a.s)’a
anlattılar. Allah Resûlü: “Suyu bulduğum
halde, ben namazı iade etmedim” diyene:
أصبت السنة
“Tam sünnete göre hareket ettin”; “suyu
bulunca, abdest alıp, namazı iade ettim”
diyene de: لك الأجر
مرتين “Sana da iki mükafat
var”[8] buyurdular. İşte bu, takrirî
sünnete girmektedir.
b.
Yine, Allah Resûlü (s.a.s) Benû
Kureyza’yı te’dibe giderken: “Acele
edin, namazı orada kılacağız”
buyurdular. “Acele” sözünden bazı sahabî:
“Allah Resûlü (s.a.s), acele edip
Kureyzaoğulları yurduna varmamızı ve
namazı orada kılmamızı istiyor” manâsını
çıkarıp, hemen yola çıktılar ve namazı
orada kıldılar. Diğer bir kısım sahabî
ise, “Hayır, Allah Resûlü (s.a.s), acele
etmemizi istiyor; yoksa namazı burada da
kılabiliriz” mânâsını çıkararak,
namazlarını kılıp da gittiler[9]. Mesele
Allah Resûlü’ne (s.a.s) götürüldüğünde,
her iki grubun yaptığını da tasvib
buyurdular. İşte, bu ve benzeri
hâdiseler de takrirî sünnete misâl
olarak zikredilirler.
[1] İbn Mâce, Vesâyâ, 6; Tirmizi, Vesâyâ,
5
[2] Müsned, 1/313.
[3] Tirmizî, Zekât, 14; Buhârî, Zekât,
55.
[4] Ebû Dâvûd, Tahâre, 41;Tirmizi,
Tahâre, 52; İbn Mâce, Tahâre, 38; Nesâî,
Tahâre, 47
[5] Buhârî, Ezân, 18; Müsned, 5/53.
[6] Buhârî, Salât, 70; Müslim, Nikah, 5.
[7] Buhârî, Hudûd, 10.
[8] Dârimî, Tahâre 65; Ebû Dâvûd, Tahâre,
126.
[9] Buhârî; Meğâzî, 30, Havf, 5.
|